Kararsız bir zaman dilimiydi… Her zamanki sıkıntılı hali boğuyordu pencereden dışarı bakarken… deli gibi yağan yağmurun altında olabilmeyi diledi bir an..
nedense vazgeçti sonra… içi titreyerek ıslanan yaprakları , toprağı beton yığınını izledi… yağmurun büyüsüne kapılmak ister gibi kapadı gözlerini ve dinledi…
içinden gelen sesler yağmura karışsın istedi… tekrar açtığında gözlerini gülümseyerek baktı gökyüzüne..
apar topar sarıldı o incecik paltosuna. eline aldı. ve yine apar topar giydiği ayakkabıları ile fırladı sokağa…
Gökyüzü taşımak zormuş gibi yere dökerken yağmur damlalarını hepsine sarılmak ister gibi yürüdü. Yoldan geçen yabancılar bir an evvel kaçma çabasında olduğu için garip garip baktılar ona… o aldırmadı.. ilerlemeye devam etti…
ta ki gökkuşağı ; hem gözlerinde hem de gökyüzünde bir hediyeymiş gibi belirene dek… rengarenk… karanlık bulutlardan sonra yaşanılan hüzne gözyaşına rağmen… umut vardı… umut benim der gibi rengarenk oradaydı… söze gerek yoktu… sustu ve huzurun kokusunu içine çekti…