Filmin İçinde

Hırs küpü bir dünyanın içindeki hırs zerrecikleriyiz. Dünyayı ele geçirmek çabası sürüyor yüzyıllardan beri. Tek bir çiçeğin saadetine sahip değiliz. Bu üzerimize yüklemeye çalıştıklarımız çok ağır. Paylaştıkça hafiflemesi gereken tüm yükler her birimizin omuzun da. Yaşamanın gayesini unutmuş yol alıyoruz. Kendi kendimizden kaçar olmuşuz. Birkaç kağıt parçası bizi yönetir olmuş. Öyle ki şu zamanda insan hayatını onunla ölçer olmuşuz. İşimizi görmesi için aldığımız eşyaların kölesi olmuşuz. Sanki dizginler onların elindeymiş gibi yaşar olmuşuz. Sahip olduklarımız bize sahip olmuş Dövüş Kulübündeki o unutulmaz replikte söylediği gibi… Film gerçekleşmiş meğer. Peki hepsinden vazgeçebilir misiniz?
Sabahları okuduğunuz gazetenizden, içtiğiniz çaydan keyif yaptığınız koltuğunuzdan, akşamları yorgunluğunuzu alan kahveden, tüm dünyayı önünüze seren o kutudan… ve daha bir çok şeyden.
Yaşamımızı insanlara göre değil de eşyalara göre yönlendirmiyor muyuz? Kimi zaman vakit geçirdiğimiz dostları bir eşya için kırdığımız olmuyor mu?
Hayat insana neler gösteriyor böyle. Daha ne kadar batacağız bu sahiplenme duygusuna. Bu yaşadıklarımız anılarımız bile bizim mi bilmezken. Ufak veya büyük bir nesnenin bizi kıskançlık duygusuyla kavurması ne kadar doğru. Alamadığımız bir eşyanın komşumuzda olması bizi neden mutlu etmiyor. Elinde olanı sürekli bir yenileme çabası neden sadece nesnelere ait de kendini geliştirip yenileme ihtiyacı duyulmaz? Daha iyisine sahip olmayı yanlış anlamaktan ibaret bir olgu bence bu. Nefes alıyor veriyor eşyalara tapınıyor ve göçeceğimiz güne kadar yanlışı göremiyoruz. Bir gün gelir görür müyüz yoksa daha çok mu gömülürüz bu sevdaya bilinmez. Tek bildiğim yanlış olması. Böyle olmaması gerektiği. Nesne sevgisiyle değil yaşam sevgisiyle yüzleşmek dilekleriyle..! Kendi filmimizin içindeyken unutmamalı ki senaryo bizim elimizde…

Yorum bırakın