Selam götür ey Ruhum dostlarıma; Özlendiklerini söyle önce…
Sonra, Yaşadığımı söyle karmaşamda, Bazen boğulduğumu, kızıl nehirler arasında kaybolduğumu… Sonra tesadüfen bulduğum çözümlerle ; yeniden olmam gereken yola doğrulduğumu.
Dünya ne kadarda hızlı dönüyor ruhum! O döndükçe sen ; ümitsizliklere gark oluyorsun.
Yapma! Yaşamak için nedenler bulmalısın… Yoksa ben nasıl kalırım ayakta?
Sen benimsin, Yalnız bana ait olansın. Elimdeki tek saf varlığım, Beni ayakta tutansın.
Huzuru bulduğumu anlarda huzurum, kendimce kaygılarımda çözümüm. Sen bana benden yakınsın ruhum…
Çünkü biliyorsun; Ben diye bir şey yok aslında… Gerçek; Sensin…
Her zaman nefes alabilmek değil yaşamak. Bazen nefesin kesildiğinde sonsuzluğu hissedersin. Hayatın can damarlarında gezmek gibidir. Bir işkence gibi; ama içinden çıkmak istemediğin… Sonsuzluğa dokunmak, ruhuna yakın olmak, Kendine yakın olmak…
Ve biliyorsun ruhum; Sonsuzluk bana şimdi çok uzak. Gözlerimin dalıp gittiği o sonsuz ufuklarda hiçbir heyecan yok! Düşlerim azad olmuş. Kalbim hafif bir kuş tüyü kadar. Yolculuğa hazırlanır gibiyim. Fakat hiçbir eşyam yok toplanmış…
Yada aslında buradayım; Ama özgürüm. Çünkü içimdeki ben; Gitmiş… Kaybolmuş ırakta. Biliyorsun bazen kelimeler birbirine karışır, anlamsızlaşır… İşte o noktadayım ruhum! Sensiz ben; Yokum!
Kaybolduğumu düşündüğüm her an; sen yanımdasın aslında biliyorum. En azından eskisi gibi değilim. Hissedebiliyorum…
Gözlerimin dermanı yok! Feri sönüyor sanki yavaş yavaş. Pişmanlıklarım, yapmak isteyip ulaşamadıklarım, yapmak istememem gerekirken yaptıklarım, cesaretlerim, korkularım, yorgunluklarım, huzurlarım, mutlu olduğum dakikalarım, anlık sinirlerim, hayatım… Kim bilir kaç sınırlı saniyeydi… Sonuna geldim mi?
Zaten ağırlaşmış bu omuzlar. Gitmeye meraklı. Ama anlayamadığım; Giden sen misin ruhum? Yoksa ben miyim?
Bir sürü değer var hayatta. Herkes kendince iyi. Herkes yolcu. Herkes yabancı. Ve herkes durgun aslında… Ortalık süt liman; en gürültülü zamanlarda. Kimse değil farkında. Sanki bir gemi yaklaşacak limana; bekleyenleri yok, gidecek yolcusu çok, ortalık sessiz…
Kızıl şafaklar kararırken yukarıda, ben kendi bulmacamı çözmemişken daha ; adımlarım bir çocuğun ilk adımı gibi acemi… Gözlerim yeni görüyormuş gibi aydınlık dünya. Bir serüvense bu hayat, ne zaman başladığını kestiremiyorsan yaşamaya, bittiğini nasıl hissedeceksin?
Kimbilir kaç yıl oldu başlayalı… Bitmeyecek gibi…
Nefes alıp vermek ne kadar güçleşti. Neden her yer simsiyah? Bir ben vardım kendini arayan, kendi doğrularını arayan, kendini doğru sanan ve belki yanılan… Ya da azıcık yaklaşan… Doğru olduğunu düşündüğü her şey için savaşan… Oldu mu? Ulaştım mı sonsuzluğa? Buldum mu aradıklarımı?
Ruhum söylesene; Giden hangimiz? Ben, Sadece… Yaşadım…
(ve kapanır gözler sonsuzluğa)