nasıl oynanır başrol? öyle film gibi değil. bu bir oyun. hayat oyunu. sahnenin ortasındasın.. elbette merkez de sen olmalısın. çünkü bu hayata bir kere geliyorsun ve dibine kadar inandığın şeyler için sevdiklerin ve seni sevenlerle doldurmalısın… böyle bir şey olmalı.
Kaçıncı perdesiydi bilmiyorum oyunumuzun şu an hatrıma gelen. sadece düşünüyordum… kendi perdelerimi kapatmıştım dünyaya. ne garip… dinlemek ve izlemekle yetiniyordum sadece seni. ne kadar sürer bilmeden. öyle bir ara vermiştim ki kendime geri dönemiyordum.
kaybolmuştum… sahnemi terketmiştim…
kendi başrolümde olmalıydım halbuki. neden kendim yoktum düşüncelerimde? hissizleşmiş miydim? hayır. o zaman o hızlı atan kalp, o hızla akan ve seninle dolu düşünceler yığınım nasıl olurdu bende? kapatmıştım perdelerimi demek ki senin yanında olmak için… kendi sahnemi terk edip seyirci olmayı tercih etmişim seninle dolu zamanlarda. kendinden vazgeçmişlikti adı. ve böyle olmamalıydı iki kişinin birlikte rol aldığı bir sahne…
doğru olmadığını ne zaman anladım? ya da anlamış mıydım? anlamadan ruhumun sesini dinlemişte olabilirim. işte o kısım soru işaretleriyle dolu. ama sonuçta ben kendim gibi davranmayı seçebilmiştim.
ayrı oyunların başrollerindeydik. hep öyle kalacağız. bunun farkına varmak da bir başarıydı. acı da olsa öğrendik…
fakat neden olduğunu bilmeden girdiğimiz beklentiler aldı vaktimizi. ben budalaca bekledim seyirci koltuğumda. sen de içinde olduğunda aynı sahneye tekrar çıkabilirim diye. sen ise o sahneye dönmemin anlamsız olduğuna inandırmak istedin beni. uymayacağımı bliyordum bu isteğe. sen de biliyordun. aynı sahnenin insanı değildik dedik ya işte. biliyorduk…
geri nasıl dönülür diyerek girdiğim karmaşalar uzak geliyor şimdi. tekrar kendi sahnemi bulduğumda oyun nasıl oynanırdı hatırlayamamalarım, acemiliklerim geçti. şimdi sahnemin dostları var, aşkları var, amaçlarıyla koşan bir başrolü var…
nihayet…
-sene 2012, mevsimlerden; başrol sen.. sen kimdin.. unuttum-