saçma sorular gecenin bir köründe aklımda

yazmak güzel.. ama ne yazdığın daha bir önemli oluyor bazen. pozitif geçen bir günün sonrasında geçmiş negatifliklerinle bir arada kalmak ruh haline hemen tesir edecektir. ama negatif haldeyken pozitif yazdıkların seni mutlu edecektir. beyin neden böyle işlemek zorunda sorusuyla kendimi zorluyorum saçma bir şekilde bu akşam.

melankolik halim beni neden güldüremiyor? ya da iyi bir anı mutlu etmek yerine hüzünlendiremez mi? evet saçmalıyorum..

herşey neler karalamışım diye geriye dönüp eski yazdığım bir kaç yazıya şöyle bir göz atmakla başladı. çok değil bir kaç dakika önce.

okuduğum melankolik halim birden üzerime yığılabilirdi. hayır sevgili beynim buna bu kez izin vermiyorum. önce bu olumsuz girdaba girmemek için okumamalısın dedim kendime. ama sonra neden okumayayım. o ruh haline girmek zorunda değilim. şu an farklı bir hisle yaklaşabilirim diyerek yazıları başkalaştırdım. küçük umut fidanları dikmek dibi dramaya… enteresandır en yoğun anları kendimi bir dramın içinde hissettiğim zamanlarda yazmışım. halbuki hiç depresif tanınmıyorum çevremde. kendi içimde bilmediğim bir ben var demek ki. karmaşanın, kaosun ortasında dik durup hayata otuz iki dişiyle sırıtarak meydan da okusa bir şekilde hüznünü yaşayan ve biriktiğinde döküp rahatlayan biri. evet o bir rahatlamaydı. ve bu iyileştirilebilir. farklı ruh hali bir başkalık katabilir. zamanın akışıyla ilerleyen tecrübe saatlerimiz yani yaşanmışlıklar yeni halimizden bir parça neden dokunmasın geçmiş hallere…

kendini tanımak gerekir sanırım geçmişle bugün arasında git gel yapan bünyeye. gerçi bazen kendimi ne kadar tanıyorum biliyor muyum diye de soruyorum kendime. cevabından emin olamadan soruyu silmekle yetiniyorum. tek bildiğim şu an. geçmiş bir silüet ve o yazılan beni o zaman için anlatsa da yenilenmemi de görmem gerek.

sadece bir yazı yazmak mevzusu da değil bu. kendi kendimin geçmiş gelecek kıyaslamasını verdiğim tepkilerden bile ölçebilmeliyim. nasıl bir kategoriye giren karaktere sahibim bilemeden.. bu yaşa nasıl geldim… şimdi eskiden sinirden titrediğim olayı tolere edip geçiştirebilmek.. nasıl bir gelişmenin ürünü olabilir ki.. halbuki ben aynı ben isem karakter değişmez bir şey ise aynı tepkileri vermem gerekmez miydi… ama yok… öyle de değil..

kötü insan var mıdır? kötü niyetli olmak insanı kötü yapar mı? ve kötü insan kötü olduğunu bilir mi gerçekten? iyiliği nasıl tanımlıyoruz? eskinin iyisi şimdi kötü eskinin kötüsü şimdi iyiyse geçmişte mi hata yaptık şimdi mi bir hata zincirlemesindeyiz..

saçma sorular gecenin bir köründe aklımda.

bazen kendi doğruları ön plana çıktığında diğerlerini umursamayan..  bazen herkesin doğrusunu dinleyip yine de kendi doğrusuyla yaşayarak o aradaki anlayış bağını koparmayan. bu neye göre kime göre nasıl değişiyor. bir tavır mı hırçınlaştırır insanı?

neden melankolik olduğum bir saatin sonrasında küçücük bir mutluluk beni dünyanın en neşeli varlığı yapabiliyor. kestiremiyorum bu beyin dalgaları nasıl dalgalandırıyor bizi ve bunu yaşarken farkında bile olmadan zamanı da koluna da takıp bizi sürüklüyor…

gerçekleşen ben miyim, biz miyiz… gerçek olan tek görünüyor; zaman…

sonra birde geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek bocalamalarımız… eskiden sevdiği bir şeyi şimdi hazzetmeyen vardır benim gibi. ya da tam tersi. gelecekteki akıbeti belli değil olayın ya da nesnenin ya da durumun…

Yorum bırakın