başta anlaşalım.. kimse demesin öğütler vermem çevreme diye.. kimse herhangi bir arkadaşına akıl vermediğini söylemesin… kimse severken (biraz da olsa) beklentilerini karşı tarafa empoze etmeye çalışmadığından bahsetmesin.. çünkü bunu yapmayan yoktur. bir kural gibi. neden yaptığımızı bilmediğimiz…
herkesin içinde mit gibi taşıdığı bir efsanesi vardır. bir karakter.. hayatında olmasını istediği davranışlar, zevkler, renkler.. ortak noktalarda mutlu olabileceğini düşündüğü bir karakter çizgisi işte.. fakat aslında ortak bir noktada buluşuyor olmak her zaman cazip midir.. yıkılmaz bir duvar mıdır? elbette değil.. zıt kutuplar da birbirini çekiyordu fizikte en son.. değişmediyse tabi…
ne diyorduk? efsane evet… bir efsaneymiş gibi yaşatırsın bazen birilerini içinde. olmadıkları birileri olurlar hayal gücünle. farklı bir zaman dilimidir kafanda kurduğun. belki de paralel bir evren aslında yaşanıyor olan. çünkü gerçeklik başka bir yerde… ama bu paralel evren senin asla erişme ihtimalin olmayan bir yerde. sen yaşadığın gerçeklikle beraber yanından geçişini seyretmek üzere düzenlemişsindir onu. o ulaşılmaz… orada kullanılacak cümlelerin bile gerçek hayatından daha özenle seçilmiştir. bazıları öyle derindir ki kendinin böyle bir cümle kurduğuna bile şaşırırsın. bir tiyatro oyunu gibi… fakat inanmak istediklerinle oynadığın.. işin garibi sen yan çizgideki evrende olduğunu sanırken içinde olduğun gerçeklikte yaşadığının farkında değilsindir..
sonra başka birileri sufle verir ve oyun bozulur. anlamlandıramazsın.. neden sorularını sormaya başladığında iki dünya büyük bir gürültüyle birleşir. karşındaki insanı tanımadığını anlarsın… eline gerçekleri alıp kabullenerek devam etmek istersin.. o da olmaz. hayal gücünün sınırsızlığında kaybolacağını bilirsin. efsanenle yüzleşmek zorundasındır…
fakat bu tür bir hikayede kimi suçlamalı? efsane diye kurduğun insan ne zaman sana istediğin gibi bir davranış sergileyeceğinin garantisini verdi? nasıl bir beklentidir bu ki insanları tanımadan içine oturttuğumuz saçma kalıplardan sonra bir de onları değişmekle suçlayabiliyoruz… sen o gözlerindeki perdeyi açmadıysan bu yine karşındakinin kabahati olabilir mi? kimse kimsenin beklentilerini karşılamak zorunda değildir. bir söz verip sözünü tutmayanları ayıralım… o başkaaa bu başka şimdi 🙂
sanılmasın ki böyle bir hikayem var… sadece tanıklık diyelim.. objektif baktığımda gerçekten çözemediğim ve insanlarda sık karşılaştığım bir durumdur… düşünürken bir yandan yazmak istedim..
birde kendi açımdan yaklaşırsam olaya… öğüt vermek evet.. arada bu saçmalığı yapıyorumdur sanki çok biliyormuşum gibi.. insanları olduğu gibi kabullenmek evet.. tanımaya çalışmak evet.. bir kalıba sokmaya çalışmak hayır… beklentiler… hmm evet bak burda zaaflar devreye giriyor.. bu kendimin de arada yaptığı bir şey sanırım.. ben yapıyorsam o da yapmalı kafası.. bunu da bir gün kırarım dilerim… bu da benim kendimle yüzleşmem olsun 🙂
neden sorularını efsane olma potansiyelindekine en başında sormak gerek galiba.. ki yan çizgideki o dünya oluşamadan hayalle gerçeği tek bir çizgide götürelim… herşeyin en başında; sorular güzeldir… ve cevapları duymadan kimseyi efsaneleştirmeyin!