Mahir türkçe de “Maharetli, hünerli, elinden iş gelir, becerikli” olarak tanımlanmış… Mahir olmak oldukça zor bir iş görünen o ki… hele o adı taşıyorsan altından kalkması oldukça ağır bir yük. ama kimi Mahir’ler var adının tanımını taşımakla kalmayıp onu ezip geçebilir ve ona yeni anlamlar katabilir. öyle bir Mahir tanıdım 2010’dan beridir…
Mahir gönül verdiği işlerin her birine sonuna kadar emeğini veren, kendi işinde başarılı, farklı çevrelerde tanıdık tanımadık insanların yardımına koşan, özverili, bir çok fikre ışık tutan, aklının köşesine yerleşmiş düşünceleri gerçekleştirmek için ne gerekiyorsa yapandı . deli doluydu… çok ama çok muzırdı… güldürürken bile bir çalışmaya bizi dahil edebilirdi… mesela iş çıkışı çok yorgun olduğumda meşhur çarşamba toplantılarımıza gitmeye üşensem onun şakayla karışık dalgaları sayesinde giderdim bazen. çarşambaları önemliydi. çarşambaları bir arada olmalıydık çünkü ona göre. fire verdiğimizde kızar ve şakayla karışık dokundururdu illaki. sanırım en çok da ben yedim o zılgıtları ondan. Yine bir çarşamba bir araya getirdi bizi. fakat bu kez hepimiz hüzünlüydük. Çünkü Mahir’e son yolculuğunda eşlik etmek için oradaydık ve bunu yaparken durumu hala idrak edemiyorduk çoğumuz… ve benim gibi hala idrak edemeyenler de vardır sanırım…
yaptığına ettiğine değinmeyeceğim burada.. o kadar çok ki sığmaz ne kadar yazarsam yazayım… dayanıştığımız her bir platformda sabahlara kadar çalışarak yaptığı tasarımlar bir yana, ihtiyaç olduğunda inşaat işçisi, elektrikçi, hamal, aşçı, editör, kameraman, fotoğrafçı, bilgisayarcı, hukuk katibi… daha neler neler… elinden her iş gelir tabiri hafif kalıyor görüldüğü üzere…elinden gelmeyeceği bile oldururdu bir şekilde çünkü…
sevgili türkçemize çok kelime katmışlığı vardır. “akademik insan” “feminik” “popi yarıştırmak” gibi… muzır diyoruz ya… hem de nasıl.. özellikle benimle dalga geçerken bendenizi sinirlendirmeyi çok başarmışlığı vardır. yani genelde.. of tamam hep sinirlendirirdi. yani şimdi ortamda isem, ses çıkarmadan köşede otursam yine bulurdu söyleyecek bir şey arkadaş.. o an başlardık laf atışmasına. aslında çok keyifli bir muhabbete dönerdi bu atışmalar sonrasında. bazen ikimizden biri tribe girerse de bir şekilde tatlıya bağlardık o gün bitmeden. en çok didişmeyi sevdiğim insandı. zekice kurduğu soru-cevaplara düzgün cevaplar bulup onu kızdırmak için baya çabaladığımı bilirim.
bir buçuk yıldır tedavi altındaydı. bir buçuk yıl o da, bizler de mücadelesini verdik onun tekrar aramıza gelmesi için. olmadı. her zaman haberleşme şansımız olsa da onu hep özlemekle geçirdik bir buçuk seneyi.. ve şimdi sonsuza kadar sürecek bir özlemin içine düştük biz dostları. şahsım adına hala bir inkar etme ve idrak sorunu yaşıyorum. ölüm bu güzel insanın hiç bir özelliğine uymuyordu ki…
fotoğraf çekmeyi ne kadar sevdiğimi herkes bilir. arşivimde ne kadar video fotoğraf varsa kurcaladım cuma günü… habersiz çekersen Mahir’i güzel pozlar çıkar ama o objektifin kendine yöneldiğini bir görsün şekilden şekile, mimikler, gülmeceler… işte öyle bir sürü fotoğrafı… baktıkça daha çok inanamıyorum yaşadığımıza. gitmiş gibi gelmiyor… ya da aslında gerçekten gitmedi… yanımızdaki paralel bir evrende güneşe yolculuk ediyor… ışıklar içinde, huzur içinde.. yine gülümsüyor…