eline basketbol topu almış bir sihirbazın 30 saniye içerisinde neler yapacağını sabırsızlıkla beklemekti çocukluğumun bir karesi… O topu elinde o kadar uzun süre tutardı ki beklerken o saniyeler bitmiyor sanırdım… Volkan sağda Ufuk solda üç sayı çizgisinin gerisinde konuşlanmışlar.. boyalı alanda Tamer bekler. Gel de kestir olacakları… her an herşey olabilirdi çünkü… Top Naumoski de..
Zaman geçtikçe şimdiki yaşananlarla eskisini daha bir kıyas ediyor insan.. çünkü zaman geçtikçe herşey daha çok büyür daha hızlı ilerler ve sen bir adım attığını düşünürken on adım ilerisine nasıl vardığını kestiremezsin… Basketbolda öyle büyüdü bu ülkede… Koşarak değil uçarak… büyümeye açılan kapıların kilitlerindendi Naumoski. bu ülkeye basketbolu sevdirdi…
Çocuktum.. basketbol öyle çok da bilinen bir spor sayılmazdı. kimisine göre bir anlamı olmayan bir spordu. Avrupa da başarı yoktu. Avrupadan çok oyuncu alımı da olmadığı gibi altyapı çalışması da yapan pek fazla klüp yoktu. Ailelerin önceliği daha çok çocuklarına meslek edindirme telaşı olduğu için spora yönlendirme sadece futbol ile alakalıysa var diğer türlü pek yoktu. Hele ki benim bulunduğum Balıkesir gibi küçük şehirlerde…
Garip bir biçimde özellikle 10-11 yaşlarında beden eğitimi derslerinde basketbol topunu elime alarak potanın dibinde 130 santimlik boyumla basketbol oynadığımı hatırlarım… O zamanlar tek tük yayınlanan basketbol maçlarını izleyerek Naumoskinin de etkisi ile Efes taraftarı olmuştum.. Okulda da onu taklit ederek oynamaya ve öğrenmeye çalıştığım basketbol hayatıma çok şey katmıştır… Ortaokul boyunca devam eden oynama deneyimlememi ne yazık ki lisede devam ettiremedim.. Çünkü ne bir devam ettirme olanağı vardı ne de bir destekçim..Hal böyle olunca sadece izleyici (arada kendince keyfi oyuncu) olarak basketbol hayatımda var oldu. İşte bu basketbol sevgisinin mimarı biraz da bu sebeple Naumoskiydi.. Onu izlemek, hareketlerini taklit etmeye çalışmak bir yandan, onun zaferlerine tanık olmak diğer yandan.. 96’da Koraç Kupasında içimde bir basketbol aşığı olduğunun bu kadar farkında değildim misal. Ama hiç bir şampiyonluğa böyle sevindiğimi hatırlamıyorum. Çünkü bu şu demekti; basketbol bundan böyle avrupada bende varım diyen bir başka spordu ve yerini sağlamlaştırıyordu. Naumoski de bunun gerçekleştiricilerinden biriydi… Basketboluyla hep konuşuldu, sevildi… 2000li yıllara geçtiğimizde çok hızlı ilerleyen bir basketbol dünyası var belki ama ilk temellerine ve büyük binanın ilk aşamalarına şahit olmak çocukluğuma katılan bambaşka bir güzellikti…
Koraç kupasından sonra artık basketbol dönemin ilk paralı yayın yapan kanalı Cine5de kendine yer buldu. Basketbolu izlemek de futbol gibi artık kolay olmayacaktı. İzleyemediğim Cine5 ekranlarına geçip Efes’in oynadığı maçın sonucunu beklemek özellikle lise döneminde kabus gibiydi. Artık avrupa maçlarımız özele çekilmişti. O karartılı, çizgisel ekranda bir şeyler anlamaya çalışmak, bir an önce devre arası olsa da sonucu öğrensem telaşı ile oda da dört döndüğümü bilirim. Ve sonra maç biter sonuç görünür Naumoski konuşuyor olurdu ekran açılır açılmaz. Maçın sonuna kadar yaşadığın stres uçar gider. O evreleri bile çok hızlı atlattık.
Sonra 2000li yıllar. Efes artık Naumoski-siz… Ama bir çok avrupa oyuncusu eskisine nazaran ülkemize daha çok akın etmeye başlamış… Basketbolun uçuşa geçtiği yıllar denebilir belki. ve bu büyüme süreci altyapı çalışmalarının da çoğalması ile birlikte hala devam ediyor. Naumoski Efes sonrası bir süre İtalya’da oynadı. bir ara Ülker’e de gelip gitti fakat sonrasında basketbolu bıraktı. Şimdi ülkesindeki basketbolu daha iyi yerlere getirmek için çalışıyor ve eminim bunda da başarılı olacak.
Naumoski, Anadolu Efesin forma emekliliği kapsamında ülkemize yeniden geldi geçenlerde. Milano maçı devre arasında bu emeklilik töreni gerçekleştirildi. ekranda eskiye dair herşey gösterilirken yaşla dolmuş gözlerimle bu ana tanıklık ediyor olmak gerçekten anlatılamaz bir durumdu. ülkedeki basketbol rüzgarının yönünü değiştiren adama gösterilen vefa… bunu her kim düşündüyse aklına, emeğine, yüreğine sağlık… Çünkü vefa yapılanın kıymetini bilmekti. Efes’i Naumoskisinin kıymetini biliyor. Basketbolda öyle… Sevenleri de öyle… Türk basketbolu ve basketbolseveri ona çok şey borçlu…
Lise de üniversite kazanma aşkıyla(!) gittiğim dershane yolunda bir kitapçının rafında karşılaştım bir gün Naumoski ile. Ciltli, az sayfalı bir kitabın üzerinde. Fakat bu kitap bir lise öğrencisinin pek de alabileceği bir fiyatta değildi o zamanlar. bir dönem boyunca onu anlatan, onunla yapılan bir röportajı da içeren bu kitabı almak için para biriktirdim. Nitekim 98 Temmuzunda kendime bir doğum günü hediyesi olarak aldım ve kitaplığımın rafında ilk sıraya koydum bu kitabı. hala da kitaplığımın baş köşesindedir.Bu kitabı da kendisine imzalatma olanağı buldum Anadolu Efes sayesinde. Bizim gibi Fanclub üyelerini Naumoski ile buluşturdular. Keyifli bir sohbet gerçekleşti. Ne kadar mütevazi bir insan olduğunu zaten biliyorduk ama bunu deneyimlemiş de olduk.
Sene başında bir arkadaşımla gerçekleştirmeyi düşündüğümüz Makedonya ziyaretini planlarken Naumoskiyi de bir zaman aralığı bulup ziyaret etmek istediğimi söylemiştim. Naumoski benden hızlı davranıp ülkeye gelmiş oldu…
Yıllardır bildiğim ve de çok sevdiğim basketbolu sevdiren efsanemle tanışmak bir yana onunla biriktirdiğim anılar diğer yana… Naumoski hayatımda yer etmiş bir karakter olmuş. bu çok açık… Mütevazi karakteri güleç yüzüne yansıyan adam; Petar Naumoski. Hep gülümse ve gülümset dilerim.