Bazı zaman dilimlerini içinde yaşanılan kimi kötü olaylardan dolayı sevmemek abes bir durum gibi görünse de hemen hemen hepimizin duygusal anlamlar yüklediği sevmediği zaman dilimleri illaki olmuştur. Nisan aylarını sevmem… Bir çok gerekçesi de vardır bunun. Kendi içimde yaşadığım en garip travmaların başlangıç dönemlerinde, kimi sevdiklerimin kayıplarında hep Nisan ayı vardı… Aniden bastıran deli yağmurlarını da hiç sevmiyorum. Yağmuru sevmeme rağmen üstelik…
Sene 1994… Bir nisan ayı.. ve kendimce efsaneleştirdiğim Kurt Cobain Nisanın hemen beşinci günü, geçirdiği bir travma sonucu belki de, intihar ederek hayatını kaybetmiş… Nisan ayında depresiflik ve dengesizlik dozunun ayyuka çıktığına dair bir iddiam var.. yersiz yurtsuz bir iddia olsa da batıl inancım olarak başucumda durmakta. Kıştan yaza geçerken kararsız kalmış havaların dengesiz halinin insanların ruh haline işlediğine inanıyorum.. Garip bir şekilde… Ve böyle bir zaman diliminde sevdiğim bir ses hayata veda etti.
8 Nisan 2008… Nisan ayı standartlarında güzel bir gün.. Boludayım… Bisikletimi apartmanın beşinci katından indirip sokağa çıkmam gerek… Muti ve Gürcan bekliyorlar sokakta.. Bolunun yakın köylerinde güzel havanın tadını bisiklet sürerek çıkarıp mis gibi yeşil yollarda nefes almaya karar vermişiz. Kitap okurum belki biraz mola verdiğimizde deyip yanıma kitabımı aldım.. Neden sonra yazı yazmak isteyebileceğim geliyor aklıma.. Karalama defterimi ve kalemimi de son dakika sıkıştırıp çantanın bir köşesine çıkıyorum evden…
Sokaklar keyifli.. Karaçayır mahallesine iniyoruz. Bolunun güneyinde bulunan bir mahalle..Hatta yokuş tırmanabilsem Gölcük tarafına çıkmaya bile gönüllü bizimkiler… Fakat ben vazgeçiyorum.. Farklı bir köy yoluna sapıyoruz.. İleride tarlalarda çalışan insanlar var.. Büyükçe bir çınar ağacı gölgesi buluyoruz tarlanın başına yakın… Muti ve Gürcan köye kadar yarış yapmak üzere ilerliyorlar… Çınarın dibinde dalgın dalgın çevreyi izliyorum… Neden sonra aklıma geliyor ve bir müzik açıyorum… Canım okumak istemiyor.. Kulaklarımda bir Nirvana şarkısı mırıldanmaya başlıyor… “Something in the way” “Birşeyler yolunda” diyor… İnanmış gibi yapıyorum… Deli saçması sözler devam ediyor… Sadece birşeyler yolunda kısmını manidar buluyorum… Nisan ayında yolunda giden ne olabilir? Tarihe baktığımda ölüm yıldönümünün üzerinden üç gün geçtiğini farkediyorum..
Bu hayatı terketmiş ve zerre tanımadığın birini nasıl ve neden özlersin diyorum kendi kendime. Belki de bir yokluğun özlemini ona yamamış olabilirim diye düşünüyorum. Asi ruhunu seviyorum bir de. tanımak gerekmiyor bu hissiyat için. Şarkılarındaki deli saçması sözlerini, sürekli kendini arayışlarını ve bulamayışlarını.. bunu ifade eden çığlıklarını… Kendini anlatma şeklini ve kendini umursamadan yaşamasını… Çoğu şeyi seviyorum sanırım onunla ilgili. Çok güzel gülen insanların kötü olma ihtimalleri yoktur. Çok güzel gülen bu insan keşke öyle gitmeseymiş diye tekrar geçirdim aklımdan. Sonra bu gülüşe aldanmıyorum diye söylendim. Suçlusun! seni seven insanlara karşı işlediğin en büyük suçu işledin Kurt Cobain.. Kendi kendime bağırıp kavga ediyormuş gibi görünüyordum ve bu o an yoldan geçenler için pek normal olmasa da ben kendimce bir karar veriyordum… Suçluydu… Bana karşı suçluydu. Neden suçlu bulduğumu ona izah etmek istedim… Neden yer yer kızdığımı… Bunu ona anlatıyormuş, onunla tane tane konuşuyormuş gibi yazmaya başladım.
Yazdığım tüm şiirler içinde en sevdiğim çıkıyordu ortaya… tekrar tekrar okudum. O kadar konsantreydim ki arkadaşlarımın gülüşmeli, gürültülü gelişini farketmemiştim. Sanki gerçekten hitap ettiğine ulaşan sözleri vardı. Kendimce çok sevmiştim.. Çünkü bana göre Yokluğun Özlemini anlatıyordu…
YOKLUĞUN ÖZLEMİ
Kendine yaşatmadığın her saniye için seni suçluyorum..
Sapkınca düşüncelerin kasırgasına daldığın için
Kendini kurtarmaya bile yeltenmediğin için
Akışına kapılıp savrularak yaşattığın için
Ve sonra beni senden mahrum ettiğin için…
Kopup gitmek değildi ki bu..
Aslında çözülebilir her şeyi hiç çözülmez bir şekle getirdin
Yaşadıkların değer miydi sevgi dediklerine
Ya da gerçekten sevgi olduğuna emin miydin?
Kurtulamadın işte yine de..
Karanlık bir geçitten geçtikten sonra
Aydınlıkta gözleri kamaşan bir ruhsun şimdi
Sarı saçların gibi alevler çevrende
Gözlerinin mavisi yetecek mi söndürmeye
Geri gelmeyecek saniyelerini sil baştan yaşa isterdim
Yalandı yanlıştı düşünce diye boğuldukların
Kemiklerin halsizliği keşfetmeden bulabilirdin gücü
Doğru diye sokulduğun yılanlar boğmazdı seni
Sen gerçek kimliğine kavuşabilirdin…
İçindeki sorgu zincirin çözüldüğünde…
Sen ise firari bir soru işareti olmayı tercih ettin
Gözlerinden derin gittiğin uzaklar
Özlemlerim olsun diye değil sana özlemim
Sadece yok ettin diye gözlerinin denizini…
Özlem dediğin bir dalgalı deniz misali..
Yakınına bile yaklaşamadan bir dalganın
Durgunluğunu bile hissedemeden kaybetmek
Yola bile çıkmamışken henüz..
Kayıpların özlemi..
Sen yaşattın sadece…
Verilmiş bir ömrü heba etmek mi daha doğruydu…
Belki boş yaşamak
Belki boş uğraşmak
Gerçek var mı?
Var mı kaçıp yok olmak?
Çizginin azalıp arttığı her eğride düze çıkar yollar
Her bir anlamlı söz yoluna çıkıverir nefes alanın
Çizgiler yarım kalmış yolunda…
Sözler yarım…
Bütün olamadan kayıpsın…
Dalgası durulmuş o coşkun denizin…
Alevler içinde daha şimdiden…
Bitkin ruhu gitmiş, söndürülmüş…
Acıtır gibi içimi yüzündeki o masumiyet
Neden sorularına göç ederim her aklımdan geçişinde…
Derin bir nefes almak her özlem çektiğinde
Bu; yokluğun özlemi…
Ama sen nefes almıyorsun benimle…
Kendine yaşatmadığın her saniye için seni suçluyorum…
Özlemin bende her belirdiğinde…
Ayşe Uzun
8 Nisan 2008 Kurt Cobain’e