Hiç düşünce… Kafamda tek bir düşünce olmadan geçtim klavye başına şu an. Ne yazmak istiyorum onu bile bilmiyorum yani. Bir ofisteyim… İçimde garip bir dinginlik var. Biraz da hissizlik üzerimde. Çok kurgulayan, düşünen, sorgulayan da bir insanımdır. Ama garip işte. Durgunlukta güzelmiş.
Son bir kaç ayım bu dingin hale gelebileyim diye geçti aslında. Stresten uzak, insanlardan uzak… Kendimle çok baş başa kaldığım hallerde bile bunu pek az başarabilmiştim. Şu an bu insan sirkülasyonunun içerisinde bu hali hissetmek beklenilmeyen bir durum.
Aklıma hep takılır. Hayat mı bizi sınar ve bu kadar strese gark oluruz yoksa biz hayatı sorgularken aldığımız cevaplar mı bu hale bizi getirir? Şu an bu hiçlikte hiç sorum yokken hayatın beni sınayası yok gibi. Dakikalar içinde duygu durumları değişirken, her gün yüzlerce gergin an yaşarken bu dinginliği ne kadar çok yaşayabilsem sanırım o kadar az olacak hayatın sınavlarında başarısızlık.
Cevabını hiç de düşünmeden gökyüzüne soruyorum soruları artık son bir kaç aydır. Cevabı hayat en güzeli ile versin diye. Cevaplarla kendimi kısıtlamadan. Evren yolun en iyisini gösterir güveni ile. Kötü gibi görünen yollarında bir hediyesi olduğuna inanarak yapıyorum üstelik bunu. İnsanlara hala güvenmesem bile evrene güveniyorum bi şekilde. O, kötü niyetlileri benden uzak tutacak bundan böyle. Buna inancım tam.
Çok şey yaşayıp bazı şeylerin ne kadar boş olduğunun keşfi sanırım bu durgun zamanlara tekabül ediyor. Önemli olan sevgi duyduklarım, isteklerim, hayallerim, mutsuzluktan ve mutluluktan kazandıklarım… Beni ben yapan her şey.
Aklımın gözlerini benimle alakası olmayan çevrenin yoğunluğuna kapadım. Bu dinginlik güzel. Dünyanın yükü omuzlarımda ağırlık olmaktan vazgeçip uzay boşluğunda kendi seyrinde şu an. Bense evrenle bir bütün. Bu anın özelinde uzay boşluğunun tadını çıkarmakta. Dünyadan pekte uzaklaşmadan…