Aslında klasik müzik bilgisi öyle çok olan bir insan olmadım hiç. Fakat 1984 yapımı Amadeus filmini izlediğimde merak edip Mozart’ın hayatını araştırmış ve hemen hemen bütün diskografisini bilgisayarımda arşivlemiştim. Ne zaman kafamda bir şeyler kurmak istesem açıp beni yükselten o müzikle beraber karalamalar yapmayı ya da şiir yazmayı iş edinirdim kendime. Yaratıcılık yönünü geliştiren bir titreşim olduğunu düşünüyorum klasik müziğin. kesinlikle ruha iyi geldiğini de belirtmeden geçmemek gerek.
2020 yılında çok başarılı bir kurgu ile tiyatro sahnesinde belirdi yıllar sonra yeniden. Araya giren pandemi ve çeşitli şahsi ertelemelerimin sonucu bir türlü kavuşamadığım oyunu en nihayetinde 27 Eylül 2021 itibari ile izlemiş olmak muhteşem bir duygu. Mozartın en bilindik konçertolarının arka planda döndüğü ve önemli bir kaç operasına da yer verilen oyunun müzik kurgulamaları çok başarılıydı. Oyunun kurgusu Salieri’nin geçmiş ve gelecek iç hesaplaşmaları ile birlikte yansıyan anlatımıyla akıyor. Selçuk Yöntem’in Salieri rolüyle devleştiğini belirtmeme gerek yok. Mozart’ın şımarık yanları ve inişli çıkışlı ruh hallerini Okan Bayülgen’den daha iyi kim oynayabilirdi? Başarılı bir oyun izlemiş olmanın mutluluğu ile yolladılar her birimizi evlerimize.
Kostümler ve sahne yerleşimi çok başarılıydı. Her ayrıntıya dikkat edilmiş. Daha oyunun başında seyirciyi oyunun içine alan bir alan kullanımı. Seyirciler arasından gelen ve güncel olayların dedikodusunu kendi aralarında yapan bir teba konuşa konuşa sahneye yaklaşıyor. Bunu oyunun genelinde uyguladılar. Salieri’nin Tanrı ile çatıştığı ve Mozart’ın porte kağıtlarını gökyüzüne fırlattığı anda her birimizin üzerine yağan kağıtlarla biz de onun öfkesine dahil olduk. O kıskançlık ve hırsın gökten yağması gibiydi. Mozart’ın üzerine düşen kar tanelerini sahnede her birimiz hissettik derinden. Bitmeyen Requiemle her birimiz daha da hüzünlendik kışın ortasında cezaya kalmış gibi.
Kimi zaman güldüren ama çok hüzünlü bir hikayedir Amadeus. Bir varsayım hikayesidir. Gerçekliği hiç bir şekilde kanıtlanmış değildir. Çünkü Salieri’nin aynı zamanda Mozart’ın saraya girmesinde etkili olan kişi olduğu bilinir. Mozart hiç bir zaman sadece kendini Viyana ile kısıtlamamış oraya yerleştikten sonra bile çeşitli ülkelere giderek bir çok müzisyenle birlikte müzik yapma imkanı bulmuş. Yıllık kazandığı ücret oldukça yüksek olan fakat aşırı yaptığı harcamalar sonucu illaki kendini dostlarına karşı borçlu bırakan biri olduğu tarihte belirtilir. Hiç bir zaman küçük bir apartman dairesinde de soğuktan donarak ölmek gibi bir durumu olmamıştır. Ama dramalarda abartı mübahtır. Dolayısıyla oyunu gerçeklikten yer yer uzak farklılaştırılmış olarak kabul etmek gerekir. Özellikle Mozart’ın benim de çok sevdiğim yönü bizim kültürümüzden de etkilenmiş ve bunu müziğine yansıtmış olmasıdır. Oyunun hemen başında da bunu göreceksiniz. Viyana kuşatması esnasında şehirde bulunan Mozart mehter takımından oldukça etkilenmiş. Bu manzara ve müziği kendi kafasında şekillendirip “Rondo Alla Turca” isimli eseri ortaya çıkarmış.
Sebebi öyle ya da böyle Mozart 35 yaşında, bestelediği 600’den fazla eser ki birçoğu senfoni, konçerto, oda, opera ve koro müziğinin zirve noktalarıdır, hayatını kaybetmiş. Mozart’ın sahnede anılması ve böyle içimize işleyen bir oyunla bize sunuluyor olması güzel bir şanstır. Mutlaka gidilmeli ve görülmeli.
Mozart’ın en sevdiğim sözü ile yazımı noktalıyorum. Ki bu benim için de her zaman bir motto olmuştur.”Sıradan yetenekli bir adam, seyahat etseler de etmeseler de daima sıradan olacaktır; ama üstün yetenekli bir adam sonsuza dek aynı yerde kalırsa parçalara ayrılır.”
ayşe uzun bize edebi ve sanatsal bir olayın nasıl anlatılması gerektiğini gösteriyor ..bu kısa ama her cümlesinde sayfalar sığdıran anlatımıyla Amadeus basitçe tanıltılmadı O adeta yeniden kurgulandıı anlatımın sadeleliği ve detayların işlenmesi okuruda oyuna katmaktadır . . Amadeus ayşe uzunun eskisizleriyle edebiyatta da kurgulanmış oldu
BeğenBeğen